Türk askerine her zaman saygı duydu

1. Dünya Savaşı'nda Ürdün bölgesinde esir alınan Avustralyalı Er Benjamin James Briant, ömrü boyunca saygı duyduğu Türk askerini yakınlarına adil savaşçılar olarak anlattı.

Mehmet Bayer - 12 Haziran 2020 - HİBYA - 1. Dünya Savaşı'nda Ürdün bölgesinde esir alınan Avustralyalı Er Benjamin James Briant, ömrü boyunca saygı duyduğu Türk askerini yakınlarına adil savaşçılar olarak anlattı. 

Briant'ın aynı zamanda Türk Avustralya Yeni Zelanda Dostluk ve Tanıtım Derneği'nin Başkanı da olan torunu Keith Tidswell, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, dedesinin Kraliyet Deveci Sınıfı Sahra Ambulansı ve 4. Hafif Süvari Sahra Ambulansı askeri olduğunu söyledi.

Dedesinin arkadaşları ve ailesi arasında ''Jim'' olarak çağrıldığını, Filistin bölgesindeki Birüssebi muharebelerine katıldığını, sonrasında bademcik rahatsızlığı nedeniyle Kahire'ye gönderildiğini anlatan Tidswell, 4. Hafif Süvari Sahra Ambulansı birliklerine gönderilmeden hem Heliopolishem de Port Said hastanelerinde 3 ay görev yaptığını dile getirdi.

Tidswell, dedesi Jim'in 1 Mayıs 1918 tarihinde Ürdün'ün Es Salt kentinde, yaralıları sargı yerine taşıyıp, daha fazla yaralı almak üzere geri döndüğü sırada, atla çekilen ambulansların Türk topçu ateşine maruz kaldığını ve esir düştüğünü bildirdi.

- Ses kaydından anlatım

Keith Tidswell, dedesinin 70'li yaşlarda olduğu dönemde savaşlarla ilgili anılarını sesli olarak kayda aldıklarını söyledi.

Tidswell, ses kaydında dedesinin yaşananları şöyle anlattığını aktardı:

''Geceyi geçirmek üzere kamp kurmuştuk. Sabah ilk kalkan diğerlerini uyandıracak, yaralıları alıp dönecektik. Sabahın köründe ilk uyanan ben oldum ve diğerlerini de uyandırdım. Tam sargı yerine varıyorduk ki nehrin karşı tarafından Türk askerlerinin gelmekte olduğunu gördük. Birkaç hatta kümelenmişlerdi ve top ateşi altına almışlardı bizi. Böyle olunca, bir gün önce başladığımız noktaya geri döndük. O kadar şiddetli ateş altına alınmıştık ki ambulansları çıkarmamız mümkün değildi. Arazi şartları çok zordu ve bir tepenin eteklerindeydik. Arkadaşıma, 'Katırların eyerlerini söküp, serbest bırakmalı ve atların arkasına saklanarak tepeye çıkmaya çalışmalıyız' dedim ve bunu da yaptık. Hava o kadar sıcaktı ki katırlar çıldırmak üzereydi. Böyle olunca arkadaşıma, 'Onları salıver, yoksa seni de ezecekler' dedim. Katırlar onu neredeyse ezeceklerdi. 'Bırak onları, seni öldürecekler' dedim, bıraktı. Katırların bir şekilde tepeye çıktıklarını gördüm. Etrafa mermi yağıyordu. Türklerin ateşi miydi bilmiyorum, ama kayalara çarpan mermilerin ıslık sesini andıran sesleri her tarafta yankılanıyordu. Bu böyle bir süre devam etmişti. Kafamı kayanın arkasından çıkarıp etrafı kolaçan etmek istedim. Tam o anda karşımda iki elinde birer tabancayla bir Türk çavuş duruyordu. Tabancalardan birisi uzun, birisi kısa namlulu toplulardı. Ellerimi kaldırıp doğruldum. Çavuş tabancanın birisini ceketimin, diğerini de gömleğimin altına dayadı. Kaburgalarımdan vurulacağımı düşündüm. Sanırım ceketimin altında veya belimde silah olup, olmadığını kontrol etmek istemişti. Ben ise her ikisiyle beni vuracağını düşünmüştüm. Aynı şeyi arkadaşıma da yaptı, bizi kaçtığımız kayalık yere geri götürdü. Sanırım 14 kişiydik, ambulanslar ve katırlar.''

Dedesinin ve diğer yakalanan sıhhiye askerlerinin savaşın ve esaretlerinin geri kalanını Bağdat demiryolu Kelebek / Gülek bölgesi inşaatında çalışarak geçirdiğini anlatan Tidswell, ''Salıverildikten sonra hastane gemisi 'Kenowa' ile Kahire'ye, oradan da gene bir savaş esiri olan Er Mitchell ile kendilerini toparlamak adına Londra'ya gitmiş. Dedem de dahil birçok esir sıtma hastalığından muzdarip olmuş, uzun yıllar bu hastalık tekrar etmiştir.'' dedi.

- Esaretin ardından

Keith Tidswell, dedesinin, savaş sonrası engel atlama at yarışları jokeyliği işine geri döndüğünü, evlenip, aile kurduğunu söyledi.

Dedesinin, aynı zamanda bir bahçe yapıp, sebze ve meyve yetiştiriciliğine soyunduğunu, atların hayatında büyük bir önemi olduğunu, onu ziyaret ettiklerinde mutlaka etrafta binilecek bir at bulunduğunu belirten Tidswell, ''Kendisinin elimizde, artık parçalanmış olan bir hafif süvari şapkası ve hafif süvari mahmuzu vardı. En önemlisi yaşadıklarını anlattığı ses kaydıdır. Hafif süvari askerlerinin ses kaydı birkaç taneyi geçmez.'' dedi.

Tidswell, dedesinin, ses kaydında da bahsettiği gibi esarette ona kötü davranılmadığının, ancak verilen gıdaların yetersiz olduğunun ve çok çalıştırıldığının anlaşıldığını ifade ederek, ''Türk askerine her zaman saygı duymuştur, her zaman onların adil savaşçılar olduğunu söylerdi. Ama Almanlar için öyle düşünmezdi. 
Avustralya'ya geri döndüğünde bir hastanede iş teklif etmişler ama o hayatı boyunca yetecek kadar kan ve yaralı insan gördüğünü söyleyerek istememiş.'' diye konuştu.

Türkiye'nin birçok yerini ziyaret ettiğine dile getiren Tidswell, sözlerini şöyle tamamladı:

''Türk Avustralya Yeni Zelanda Dostluk ve Tanıtım Derneğinin Başkanıyım. Gelibolu, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türkler için çok önemlidir. Dedemin kuzenlerinden birisi Kanlı Sırt (Lone Pine) mezarlığında yatmaktadır. Cenazesi 4 kez farklı noktalara gömülmüş ancak her seferinde yağmur ve fırtınada ortaya çıkmış, en sonunda 1924 yılında Kanlı Sırt Mezarlığı'na gömülmüştür. Savaş esirlerinin anısına bir şeyler yapılması, bizlere geçmişi yeniden hatırlatmak, onlar ve diğer birçok insanın yaşadığı zorlukları anmak adına iyi olurdu. Savaş olmasaydı, dünya çok farklı bir yer olabilirdi. Türk Avustralya Yeni Zelanda Dostluk ve Tanıtım Derneği'nin, Sydney Gelibolu Anma Kulübü ile de bağlantısı olup, kulüp Sydney'de bir Gelibolu Anma Müzesi kurma aşamasında. Biz de dernek olarak hem Türkiye'de hem de Avustralya'da 10 yıl boyunca resim yarışmaları düzenledik.''


Hibya Haber Ajansı

Okunma